Erkek Faktörü

Spermdeki bozulmanın en önemli nedeni, DNA zincirindeki hasarlardır.

Tüp bebek yapılırken hareketli ve düzgün şekilli spermlerin seçilmesi çok önemlidir. Oysa seçilen spermler normal şekilde olsa bile, içlerindeki DNA zincirleri hasarlı olabilir. Ne yazık ki klasik sperm incelemeleri DNA içeriği hasarlı olmayan hücrelerin seçiminde yetersiz kalmaktadır. Bilimsel veriler, tüp bebek başarısızlıklarında erkeğe ait faktörlerin söz konusu olabileceğini ortaya koymuştur. Özellikle sperm çekirdeğindeki genetik materyal bozuklukları gerek döllenmeyi gerekse sağlıklı embriyo gelişimini engelleyebilir, hatta düşüklere yol açabilir.

Aslında DNA’sı hasarlı spermler de, sağlıklı spermler kadar yumurtayı dölleyebilir. Ama döllenmenin üçüncü gününde, spermden gelen ve erkeğe ait genetik materyalin aktive olması gerekir. İşte, eğer bu aktivasyonu sağlayan genler bozuk ise, embriyo da gelişemeyecektir.

Araştırmalar, ne kadar detaylı araştırılırsa araştırılsın tamamen normal şekle sahip spermlerin bile yaklaşık %15’inde DNA içeriklerinin hasarlı olabileceğine dikkat çekmektedir. DNA’sı bozuk sperm sayısı arttıkça, embriyonun kalitesi de bozulur. Gerçekten de, eğer rutin analizde spermlerin %17’den azı DNA hasarlıysa, bunların tüp bebek ile gebe kalma şansları da 3,5 kez artar. Hasarlı DNA içeren sperm sayısı arttıkça, gebelik şansı da yarı yarıya düşer. Ancak şunu da unutmamalı ki, embriyo kalitesinin belirlenmesinde kadının yaşı ve fertilize olan yumurta sayısı da dikkate alınmalıdır.

DNA hasarlarından korunmak için, buna neden olabilecek etkenlerden kaçınmak gerekir. Bunun başında da sigaranın bırakılması gelir. Elektromanyetik dalga kaynaklarından da mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Varikoselde DNA’da bozulma yapabilir. Bu nedenle, eğer muayene sırasında belirgin bir varikosel bulunursa ameliyatla düzeltilmelidir. Hasarlı DNA içeren sperm oranı artmışsa, gonadotropin hormonlarının (HMG, FSH) kullanılması da, tüp bebek başarısını artırabilir. Her ne kadar kanıtlanmamış olsa da, çok sayıda çalışma bu yönde dikkat çeker. Gerçekten de, çocuk sahibi olamayan erkeklerde FSH tedavisi yapılmasının sperm genetik yapısındaki bozuklukları azaltıcı etkisi bulunduğu ultrastrüktürel çalışmalarda ortaya konmuştur. Erkeğin FSH hormonu kullanmasının fertilizasyon oranlarını artırıcı etkisi spermin subsellüler yapısındaki düzelmeye bağlanmaktadır. Çok sayıda klinik çalışmada yeterli süre hormon tedavisi verilmesinin DNA hasarlarını azaltacağı gösterilmiştir.

New York Cornell Üniversitesinden P. Schlegel ve arkadaşları, sperm parametreleri ileri derecede bozulmuş erkeklere tüp bebek yapıldığında gebelik oranlarının düştüğünü, oysa böyle kötü spermli olgularda testislerden alınan spermlerin kullanılmasıyla başarının arttığını bildirmiştir. Sperm değerleri bozuk erkeklerde ejakulattan alınan spermlerle transfer başına uygulamaların %41’inde klinik gebelik sağlanırken, aynı erkeklerde testislerden alınan spermler kullanıldığında bu oran %64’e çıkmıştır. Araştırıcılar; bu tip olgularda tüp bebek sırasında TESE ile testislerden elde edilecek spermlerin kullanılmasını önermektedirler. Testislerden alınan spermlerde bu hasarlanma oranları anlamlı derecede düşük bulunmuştur.

Bunun üzerine araştırıcılar, bir grup erkekte ejakülat spermi yerine testislerden TESE/TESA ile aldıkları spermleri kullanarak tüp bebeği tekrarladıklarında, daha önce sonuç alınamamış çiftlerin %44’ünde gebelik sağladılar. Hâlbuki ejakülat spermi kullandıkları zaman sadece 1 çiftte gebelik gelişti ve bu da düşükle sonuçlandı.
Bütün bu sonuçlar, daha önce tüp bebek ile gebelik sağlanamayan çiftlerde, erkeğin testislerinden alınacak spermlerin kullanılmasının başarıyı artırabileceğini vurgulamaktadır. Ancak bunu desteklemeyen çalışmalar da vardır. Yine de, başarısız tüp bebek denemelerinde testis sperminin kullanılması konusunda emin olmak için daha fazla sayıda çalışmaya ihtiyaç olduğu kabul edilmelidir.

Sperm tahlilinde lökosit görülmesi, tüp bebek başarısını önemli derecede düşürür. Dünya Sağlık Örgütü WHO kriterlerine göre semende 1 milyon/ml’den fazla lökosit görülmesi patolojiktir. Ancak, immatür germ hücrelerinin yani tam olgunlaşmamış spermlerin lökositlerden ayırt edilmesi gerekir. Monoklonal antikor tekniği ya da peroksidaz boyası bu ayrımı yapmada sık kullanılan yöntemlerdir. Lökosperminin üreme fonksiyonları üzerine etkisi hem sperm sayı, motilite ve morfoloji bozukluğu yaparak hem de yumurtayla birleşmesini önleyerek ortaya çıkar. Lökospermi her ne kadar bakteriyal ya da viral enfeksiyonlarla birlikte görülebilirse de, olguların %80’inde bakteriyolojik testler negatif çıkmaktadır. Burada yaşam tarzı ya da hücresel immünite rol oynuyor olabilir.
Spermi enfekte eden klamidya trakomatis ve ureaplasma urealitikum cinsel yolla bulaşan, özellikle seksüel yönden aktif, 35 yaş altı genç, bir belirti vermeyen erkeklerin uretra ya da epididimlerinde yerleşebilen mikroorganizmalardır. Hiçbir belirti vermese de erkeklerin %10-25‘inde bulunur.

Ureaplasma urealyticum, asemptomatik erkeklerin uretrasından sıklıkla izole edilebilen önemli bir mikroorganizmadır. Fertil erkeklerin semen kültürlerinde %23 oranında ürerken, infertillerde bu oran %85′ e çıkmaktadır. Ureaplasma sperm fonksiyonlarını, motilitesini ve fertilizasyon kapasitesini bozarak infertiliteye neden olur. Germ hücrelerinin membranına bağlanarak, sperm yapımını önemli ölçüde bozabilmektedir. Elektronmikroskopi ve immünfloresan teknik kullanarak insan spermatozoasının orta-parça ve post-akrozomal bölgelerine ureoplazmanın tutunduğu gösterilmiştir. Bunun fertilizasyon üzerine etkilerini inceleyen deneysel çalışmalarda seminifer tubüllerde dejenerasyon ve spermatogenezde belirgin bozulma geliştiği anlaşılmıştır. Hayvan çalışmalarında bu mikroorganizmaların gebeliği engellediği ve düşük doğum ağırlıklı doğumlara yol açtığı gösterilmiştir.

Ureoplazma bir vektör gibi yabancı DNA parçalarını embriyoya taşıyabilir. Bilindiği gibi bu tür mikoplazmalar hücrelere kolayca geçebilme özelliğine sahiptirler. Blastosist aşamasındaki embriyolar BRCA1 DNA’sı içeren besi yerinde inkübe edildiklerinde, eğer ortamda canlı ureoplazma bulunuyorsa bu DNA’nın blastosist içerisine girdiği gösterilmiştir. Bu bulgular, enfekte semenlerin yıkansalar bile, tüp bebek sırasında bazı DNA parçalarını oosit ya da embriyo içine taşıma riski yarattıklarını göstermektedir. Belki de fertilizasyon başarısızlıkları veya embriyo kayıplarında bu mekanizma sorumludur.

Ureaplasma urealyticum’un uygun bir antibiyotikle tedavisini takiben gebelik başarısı %60’a çıkmaktadır. Oysa bu ajanın sebat ettiği olgularda gebelik oranları % 5 civarında kalır.

AZOOSPERMİDEN KORKMAYIN

Öncelikle azoospermiye yol açan neden araştırılır. Eğer kanal tıkanıklığı ya da hormon eksikliği varsa, bilin ki bunlar başarıyla tedavi edilip, menide sperm çıkışı sağlanabilir ve doğal yolla gebelik görülebilir. Bunun için FSH, LH ve Testosteron hormonlarınıza bakılması yeterli. Kanal tıkanıklığı olan olguların büyük kısmında tüp bebeğe gerek kalmadan normal yolla sperm çıkmıştır.
Bunlardan biri yoksa, geriye testislerin sperm üretiminde bir bozukluk olduğu kalır, yani NONOBSTRÜKTİF AZOOSPERMİ. Bu durumda da hala tedavi ile sperm çıkma olasılığınız devam eder. Kısa süreli bir ilaç tedavisi sonrası sperm tahlili yapıldığında, az sayıda da olsa menide sperm çıkmakta. Art arda birkaç kez alınan sperm örnekleri bir havuzda toplandıktan sonra, bunlarla tüp bebeğe geçilebilir.

Bu da olmazsa, yine endişe etmeyin. MikroTESE ameliyatı ile olguların üçte birinde testislerinde canlı olgun sperm bulunabilir.
Diyelim TESE ile de olgun sperm çıkmadı. Bu durumda eğer testislerde sağlıklı sperm kök hücresi varsa, bunlar 6 aylık tedavi ile olgun, kuyruk gelişimini tamamlamış hale gelebilirler. Yeter ki Lim15 ve PCNA markırları normal gelsin. Bunun için TESE sırasında alınacak doku örnekleri incelenirken 3 hafta sabırla beklemek gerekiyor. Hatta son zamanlarda yapılan çalışmalarda kuyruk bulunmayan bazı sperm serisi yuvarlak hücrelerin de gebelik şansı olduğu görüldü. Bu nedenle, eğer TESE sırasında olgun sperm bulunamazsa, doku örnekleri içerisinde FISH boyaması ile haploid hücre aranır. Varsa, bu çok sevindirici olur çünkü bunlar saklanarak ileride gerekirse tüp bebekte kullanılabilir. Şansı çok düşük de olsa, gebelikle sonuçlanan olgular vardır.

Gelelim TESE ile olgun sperm çıkmayan, ama doku incelemesi ile sağlıklı kök hücre bulunduğu anlaşılan olgulara. Bunlar 6 ay tedavitese40 aldığında, ikinci TESE ameliyatı ile %20 ile %45 arasında sperm çıkarma şansına sahiptir, yani hastaların beşte biri yüz güldürücü neticeye ulaşmakta. Hatta bu 6 ay içerisinde menide haploid özellikte yuvarlak hücre çıkması durumunda bu şans iki kat artar. Bu 6 aylık sürede Varikosel araştırılıp, gerekirse ameliyatla tedavi edilebilir. Ya da, kanda FSH hormonunuz normal sınırlar arasındaysa, hormon tedavisi ile sonuç almak mümkün. FSH yüksek olanlarda da bunu düşürüp yerine sağlıklı FSH hormonu verilmesi, ya da Leydig hücrelerinin uyarılıp testosteron artışının sağlanması ile olgun sperm çıkabilir. Son zamanlarda, testosteron/östrojen oranının 10′dan düşük olduğu bir endokrinolojik bozukluk tanımlandı. Bu oranı yükselterek de, sperm üretimi sağlanabilmekte.

Hiçbir ilave tetkik yapılmaksızın, yukarıdaki tedaviler neticesi altıncı ayda TESE yapılırsa, ortalama %20 olguda olgun sperm çıkar. Hatta bu sırada meni tahlillerinde haploid hücre çıkmaya başlamışsa, bu şans daha da artar. Meni tahlillerinde bile olgun sperm çıktığını ve bunlarla gebelik sağlandığını gördük. Daha bozuk testislerde, alternatif tedaviler konuşulmalıdır. Son zamanlarda kök hücre konusunda oldukça sevindirici ilerlemeler kaydedildi. Bizim de üzerinde çalışmalarımız devam etmekte. Bunlardan alınacak sonuçlar beklenebilir. Ama hiç bir zaman unutulmamalıdır ki, her ne olursa olsun menide bir gün kendiliğinden ya da henüz bilimsel izah edilemeyen bir şekilde sperm çıkması da mümkün. Bu nedenle, her 3 ayda bir yapılan sperm testinde bu hücrelere bakılmalı ve görülürse dondurulup saklanmalıdır.

Sonuç olarak, azoospermide kesinlikle çocuk olmayacak şeklinde bir yargı yanlış olur. Tıptaki muhteşem ilerlemeler ve insan biyolojisindeki bilinmeyen faktörler daima düşünülmeli. En doğal ve en önemli beklentiniz olan sağlıklı bir çocuk sahibi olma umudunuzu kaybetmeyin. Muntazam kontrollerinize devam edip, yeni gelişmeleri dikkatle takip edin. Yaşam tarzınızda yapacağınız ufak düzenlemeler, sperm metabolizmasını düzenleyen vitamin ve benzeri ilaçlar ile beslenme desteği de size yardımcı olacaktır. Eğer umutsuzluğa kapılıp kendinizi yalnız hissediyorsanız, hasta sonuçları sayfasında sizin durumunuzda olup sonuç alan hasta örneklerine bakın ya da haberler sayfasını takip edip, dünyadaki değişik merkezlerin sonuçlarını inceleyin. Mutlaka size benzer çiftleri bulacaksınız.

Konuyu kapatmadan önce, her zaman için sizi tatmin edebilecek evlat edinme seçeneğini de hatırlatalım. Unutmayın, siz anne ya da baba olmak için ne kadar hevesle çocuk bekliyorsanız, aynı hevesle anne-baba edinmek isteyen o kadar da yalnız çocuk bulunmakta. Hayat, paylaşılınca güzeldir…